Kendini Bil!
Gördüklerimiz, gösterdiklerimiz çevresinde dönen bir şey bu hayat. Aslında bir çok unsura sahip, değişik bir zenginlik olarak tanımlanabilir bu yaşam döngüsü. En önemli soruyu bulup cevaplamak amaç gibi görünse de çok insan farketmiştir ki asıl istenen hep en önemli soruyu sormak, cevaplar o kadar da önemli değil. Durup düşündünüz mü hiç koca tapınağın kapısında neden “NOSCE TE IPSUM” yazıyor. Kimi Sokrates’e atfetmiş kimi başka kişilere, söyleyen o kadar mühim değil aslında, “Kendini bil!” demenizin ve bunu bir yaşam biçimi haline getirmenizin gereği ne? İşte bütün büyü bu olmalı. Aynaya bakarken gözler, burun, ağız, sivilceler, lekeler, üzüntüler, gözyaşları, dişler, gülümsemeler vs. görüyoruz da ne yani, kim olduğumuzu görebiliyor muyuz?
Milyon dolarlık soru “Kimim ben?”, “Neden buradayım ben?” değil. Bizler kim olduğumuzu sorgulamayalım diye yaratılmış o nedencilik. Kim olduğumuzu sorgulamadığımız sürece kim derlerse o oluruz çünkü. Ve bir ‘onlar’ ekibi vardır her canlının hayatında. ‘Onlar’ bir nevi heykeltraştır. Şekil verir ve bu sensin der. Onlar, ailemizdir. Komşularımızdır. Arkadaşlarımızdır. İstedikleri kişiyi yaratana kadar çabalarlar. Bu çalışmalar çocukluktan da değil, daha sen doğmadan başlar. Ömrün boyunca aynı oyunu oynarsın. Sonra bir an gelir, insanın kişiliğindeki kırılma noktası. O kalıba koyulan bilincin son bir atak yapar, aslında hep yapmıştır da sen yine şekil verenlerinin desteğiyle bastırmışsındır. Evet, id-ego-süperego, aferin dinlemişsin psikiyatri ekollerini. Neyse, bilincinin o can havliyle yaptığı son atak, derin bir çöküşe sürükler kişiyi. Düşersin. Çünkü sana kurulan dünyada, o sahnede bütün dekorlar birileri tarafından oluşturulmuştur ve sen, gerçek rolünü eline aldığında, o dekora çok yabancı, uyumsuz bir şey olduğunu farkedersin. İşte bu duvara toslamaktır. Düştün, yoksun, aslında hiç de olmamışsın ki bu biraz daha acıdır. Bir çok insan, bu noktada kendini yok olmanın cazibesinden alamaz. En zahmetsiz yöntemdir, evet evet. Gazetenin 3. sayfasını doldurabilir, performansına göre sosyal medyayı bir süre meşgul edebilir, belki 20 yıl sonra birileri hatırlar ama o kadar. Diğer yol, kendini bulmak. Çok zahmetlidir, cezalandırılır kişi. Toplum tarafından dışlanır. Çöpe atılır. Yine ölür, yine yok olur. Ama kendi olarak. Neden burada olduğumuzu anladınız mı arkadaşlar? Yok olmak için buradayız. Bu bariz bir gerçekken, cevabı bilinen bir soruyken, esas sorulardan önce bunu sormak, bir nevi kaçış değil mi? Kaçmayalım istiyorum.
Yok olmadan önce gerçekten var olmak istiyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder